''' KURAN - FURKAN ''' başımızın tacı gönlümüzün ilacı
  AÇIKLAMALI KURAN-I KERİM OKU
 
TÜRKİYE DİYANET VAKFI KURAN-I KERİM MEALİ
Hazırlayanlar:
Prof.Dr. Hayrettin Karaman - Prof.Dr. Ali Özek - Prof.Dr. İbrahim Kafi Dönmez
Prof.Dr. Mustafa Çağrıcı - Prof.Dr. Sadrettin Gümüş - Doç.Dr. Ali Turgut

S.No

 Sure Adı

S.No

 Sure Adı

S.No

 Sure Adı

S.No

 Sure Adı
1  Fatiha 30  Rum 59  Haşr 88  Ğaşiye
2  Bakara 31  Lokman 60  Mümtehine 89  Fecr
3  Al-i İmran 32  Secde 61  Saff 90  Beled
4  Nisa 33  Ahzab 62  Cuma 91  Şems
5  Maide 34  Sebe 63  Münafikun 92  Leyl
6  En'am 35  Fatır 64  Teğabün 93  Duha
7  A'raf 36  Yasin 65  Talak 94  İnşirah
8  Enfal 37  Saffat 66  Tahrim 95  Tin
9  Tevbe 38  Sad 67  Mülk 96  Alak
10  Yunus 39  Zümer 68  Kalem 97  Kadir
11  Hud 40  Mü'min 69  Hakka 98  Beyyine
12  Yusuf 41  Fussilet 70  Mearic 99  Zilzal
13  Ra'd 42  Şura 71  Nuh 100  Adiyat
14  İbrahim 43  Zuhruf 72  Cin 101  Kari'a
15  Hicr 44  Duhan 73  Müzzemmil 102  Tekasür
16  Nahl 45  Casiye 74  Müddessir 103  Asr
17  İsra 46  Ahkaf 75  Kıyame 104  Hümeze
18  Kehf 47  Muhammed 76  İnsan 105  Fil
19  Meryem 48  Fetih 77  Mürselat 106  Kureyş
20  Taha 49  Hucurat 78  Nebe 107  Ma'un
21  Enbiya 50  Kaf 79  Naziat 108  Kevser
22  Hac 51  Zariyat 80  Abese 109  Kafirun
23  Mü'minun 52  Tur 81  Tekvir 110  Nasr
24  Nur 53  Necm 82  İnfitar 111  Tebbet
25  Furkan 54  Kamer 83  Mutaffifin 112  İhlas
26  Şuara 55  Rahman 84  İnşikak 113  Felak
27  Neml 56  Vakıa 85  Büruc 114  Nas
28  Kasas 57  Hadid 86  Tarık  
29  Ankebut 58  Mücadele 87  A'la
Copyright © 2000 Telif Hakları Türkiye Diyanet Vakfı'na  Aittir.

ÖNSÖZ

Başlangıçta Dünya İslâm Birliği'nin talebi üzerine hazırlanan ve ilk baskısı 1982 yılında gerçekleştirilmiş olan bu meâl, işbölümü esasına göre yapılan bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Bu çalışma çerçevesinde heyet üyelerinden Ali Özek 1-48, 581-604; Hayreddin Karaman 76-126; Mustafa Çağrıcı 49-62, 281-358; İbrahim Kâfi Dönmez 63-75, 358-420, 561-580; Sadreddin Gümüş 127-280; Ali Turgut 421-560. sayfaları tercüme etmiş ve açıklayıcı notlar koymuşlardı.

Daha sonra, gerek heyetin bilgisi dışında yapılan ilâvelerin çıkarılması ve baskı hatalarının düzeltilmesi, gerekse meâlin ve açıklamaların heyet halinde gözden geçirilmesi için üçerli gruplar halinde ve tam heyet olarak birkaç müşterek çalışma yapılmıştır.

Bu meâl, açıklamalardan anlaşılacağı üzere bir kişinin değil, bir heyetin eseridir. Bir âyeti, asıl manası ve hükmü değişmeksizin birkaç türlü ifade etmenin mümkün olduğu yerlerde heyet üyelerinin üslûplarına dokunulmamış, böylece erişilmez güzelliklere, meâl çerçevesinde ifade edilemez mânâ ve sırlara sahip ilâhî kitabın zenginliği, küçük bir ölçekle de olsa meâle yansıtılmıştır.

Kur'ân-ı Kerim, derinliği ve genişliği sonsuz bir deniz gibidir. Bugüne kadar yapılmış bulunan tefsir, tercüme ve açıklamalar insanlara, o sonsuz denizden birer parça sunmuştur. Heyet olarak bu saadet denizinde bir müddet sizin için keşfe çıkmış olmaktan ve size bazı güzelliklerini sunmuş olmaktan mutluyuz.

Son heyet çalışması sırasında âni bir rahatsızlık sonucu vefatından derin hüzün duyduğumuz Doç. Dr. Ali Turgut'u hayırla yâdediyor, kendisine Cenab-ı Allah'tan rahmet ve mağfiret diliyoruz.

Cenab-ı Mevlâ'dan niyazımız, cümlemizi dünyada imandan ve Kur'ân'dan mahrum bırakmaması, hitâbını anlama ve bütünüyle hayatımıza yansıtma cehdimizde inâyetini lütfeylemesidir.
HEYET

 KUR'AN ve MEÂL

Kur'an bir hidayet ve i'câz kitabıdır. O, insanlığı doğru yola iletmek üzere gönderilmiş eşsiz bir mucizedir.

"Kur'ân", kelime olarak "okumak" anlamında bir mastardır. Ancak, dünyada en çok okunan ve okunacak kitap olduğu için ism-i mef'ul anlamında kullanılmıştır. Mushafın tamamına Kur'an denildiği gibi, bir kısmına hatta bir âyetine de Kur'an denir. Kur'ân-ı Kerim'in başka adları da vardır; fakat en yaygın olanı Kur'an'dır. Diğer adlarından bazıları şunlardır: Kitâb, Furkan, Zikr, Tenzîl. Meşhur olan sıfatları arasında da şunlar sayılabilir: Mübîn, kerîm, nûr, hüdâ, rahmet, şifâ, mev'ıza, büşrâ, beşîr, nezîr, azîz.

Çeşitli özelliklerini gözönünde bulundurarak Kur'an'ı şöyle tanımlamak mümkündür: "Kur'an, Hz. Muhammed'e 23 yıllık peygamberlik süresi içinde, Arap dilinde ve vahiy yoluyla indirilen, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle biten, mushaflarda yazılı olup mütevâtir olarak nakledilegelen, tilâvetiyle ibadet edilen mucize kelâmdır."

Kur'an'ın 23 yıl boyunca değişik sebeplere ve şartlara göre farklı zamanlarda inzâl buyurulması, onun, irşat ve ıslah etmek istediği insanın psikolojisine uygun bir tedavi ve terbiye yöntemi izlemesi ile yakından ilişkilidir. Zira akıl sahibi bir varlık olan insan, öğrenme, kavrama ve intibak etme yeteneğini haizdir. İnsanın, herhangi bir şeye alışıp intibak etmesi gibi, öğrenip alışkanlık haline getirdiği bir davranışı terketmesi de zaman ve çaba gerektirir. İşte bu sebebe bağlı olarak Kur'an zaman aralıklarıyla inmiştir.

Hz. Peygamber Kur'an'ı vahiy olarak almış, kendi tarafından hiçbir şey ilâve etmeden ve hiçbir eksiltme yapmadan onu aldığı şekliyle ümmetine tebliğ etmiştir.

Kur'an, lafızlarıyla ibadet edilen bir kitaptır. Namaz gibi temel ibadetlerde okunmasının yanısıra, Kur'an'ı ayrıca okumak, dinlemek, yazılarına bakmak, başkasına okutmak ve öğretmek de ibadettir.

Namaz kılmak farz olduğu gibi, Kur'an'dan, namazlarda okunacak miktarı öğrenip ezberlemek de farzdır. Bu farizayı yerine getirmek Kur'an tercümesini ezberlemekle mümkün değildir; bir başka anlatımla, Kur'an tercümesi ile namaz kılınmaz. Her müslüman, biraz gayret sarfederek Kur'an'ı aslından okumayı öğrenmelidir. Şu var ki, Kur'an'ın tercüme ve tefsirlerini okumak da sevaptır.

Kur'an, lafzı ve manasıyla mucizedir. Kur'an'ın mucize oluşu, onun benzerinin insanlar tarafından meydana getirilmesinin mümkün olmadığı gerçeğini ifade eder. Gerçekten, Kur'ân-ı Kerim, inişi, okunuşu, yazılması, muhafazası, tertip ve tanzimi, meseleleri ele alış tarzı, ahiret âleminden bilgi vermesi, verdiği haberlerin doğruluğu gibi pek çok hususta, insanlar tarafından telif ve tertip edilen eserlerden tamamen farklıdır.

Üslûp bakımından da Kur'an, hiçbir esere benzemez. Zira insanların meydana getirdiği eserler ya şiirdir veya nesirdir. Kur'an ise, ne şiirdir ne de nesirdir. Ayrıca Kur'an'da, hiçbir eserde görülmeyen zengin ve eşsiz bir musikî vardır. Bu musikîyi yansıtmak için Kur'an'ın tamamı tecvîd ve tertîl ile okunur.

Kur'an Allah kelâmı olduğundan kadîmdir (ezelîdir); onun için Türkçe'de Kur'an "Kelâm-ı Kadîm" diye de anılır. Bizim dillerimizle okuduğumuz, kulaklarımızla işittiğimiz, kalemlerimizle yazdığımız, gözlerimizle gördüğümüz, ellerimizle tuttuğumuz mushaf, kadîm olan aslın madde âleminde tezahüründen ibarettir. Kur'an'ın kadîm olan aslı levh-i mahfuzdadır. Kur'an önce levh-i mahfuzdan Beytü'l-izze denilen bir makama topluca indirilmiştir ki, buna "inzâl"; oradan parça parça Cebrail (a.s.) vasıtasıyla vahiy olarak Peygamberimize gönderilmiştir ki buna da "tenzîl" denir.

Esasen Hz. Peygamber'in bütün tebliğleri vahiy kaynaklı olmakla birlikte, bunların hepsi Kur'an kapsamına girmez. Şöyle ki: Allah tarafından vahiy olarak indirilen -ve yukarıdaki tarif çerçevesine giren- lafızlara "Kur'an", manası vahyedilip lafızları Peygamber Efendimiz tarafından Yüce Allah'a nisbet edilerek söylenen sözlere "hadis-i kudsî", bunların dışında Hz. Peygamber'in kavil, fiil ve takrirlerini (onaylarını) aktaran sözlere de "hadis-i nebevî" (kısaca "hadis") adı verilir.

Kur'an Arapça olarak bütün insanlığa gönderilmiştir. Buna göre, Kur'an'ı insanlara tebliğ etmenin iki yolu vardır: Ya bütün insanlara Arapça'yı öğretmek, yahut Kur'an'ı başka dillere çevirmek. Bütün insanlara Arapça'yı öğretmek imkânsızdır ve buna gerek de yoktur. Nitekim Kur'an'da, muhtelif dillerin varedildiği ve bunun Allah'ın varlık ve kudretinin delillerinden olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, Kur'an'ın başka dillere çevirilmesi gereği ortaya çıkmaktadır.

Esasen, Kur'an'ın bütün insanlığa ulaştırılması iki şekilde gerçekleşebilir:

1- Lafızlarıyla ibadet edilen bir kitap olması sebebiyle Kur'an'ın Arapça metninin bütün insanlara ulaştırılması. Böylece herkes, onu okuma, dinleme, ezberleme, ibadetlerinde okuma, manasını anlamadığı halde onunla duygulanma imkânına sahip olur. Nitekim asırlardan beri müslümanlar, Kur'an'ın Arapça aslını okumakta, hatta hafızlar onu baştan sona ezberlemekte ve kıraâtıyla duygulanıp duygulandırmaktadırlar.

2- Kur'an'ın Arapça'dan başka dillere tercüme edilmesi ve -Arapça dahil- değişik dillerde tefsirinin yazılması. Bu nokta gözönünde bulundurularak, Kur'an günümüze kadar dünya dillerinin pek çoğuna tercüme edilmiş, bazı dillerde de tefsiri yapılmıştır. Kur'an'ın anlamını harfî tercüme yoluyla başka dillere aktarmak mümkün olmadığından, bu alanda yapılan çeviriler (sözlükte "varılacak sonuç" manasına gelen) "meâl" terimiyle anılır.

   Şurası bir gerçek ki, dünyada hergün çok sayıda insan, gerek Kur'an'ın aslını okumak ve dinlemek suretiyle gerekse Kur'an tercümelerini okuyarak müslüman olmaktadır. Bu da, Kur'an'ın lafız ve manasıyla mucize oluşunun ve bütün zamanlarda tazeliğini koruyuşunun çarpıcı delillerinden biridir. Kur'an'ın tercüme ve tefsirleriyle eşsiz yönleri ortaya konurken, çok sayıda insan kıyamete kadar bu yolla hidayetten nasibini alacaktır.


 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=